17 Temmuz 2014 Perşembe

Severim sıcağı..

Günlerdir bisikletimi ihmal ediyorum.
Bugün etmeyeceğim.
Recep'in deyişiyle; "Zamansız ama pedallayacağım". :)

Günün en sıcak saati, akşama sahne var ama olsun, 
Turgutreis'teki bir işimi halletme bahanesini de kullanarak bastım pedala.



Sıcak mıcak farketmez, yola çıktım mı neşem yerine gelir.



Hele de Oasis önünden yokuşu tırmanıp Konacık'a doğru bıraktım mı kendimi, 
yüzümde gülücükler açar.



Rüzgar sarar bedenimi..



BeBeK'e hayat gelir.

Metro'nun önündeki ışıkları geçerken biri seslenir, bakarım, İhsan scooter ile yollarda.
Ona el sallayayım derken kırmızıda geçip arabaların üstüne çıkıyordum ama olmadı! :)

Durup, ikitekerüstü kısa bir muhabbetten sonra, o yoluna, ben yoluma..



Antrenman havamdayım hala..
Sakızana'nın önünden geçip, Gürece yokuşuna tırmanıyorum.



Severim bu yokuşu, gittikçe dikleşir.



"Severim" dedim ya.. :)



Bu tabeladan sonra emniyet şeridi neredeyse sıfıra yaklaşır.



NeO bu, güler geçer...



Gürece'den saldım mı inişe, en yüksek viteste atmosferi ötelerim.



Karşı yolda bana benzeyen biri..
Yokuş çıkarken keyfi yerinde, bir de telefonla konuşuyor.
Selamlaşıyoruz haliyle..

İnişin sonunda Gümüşlük sapağı tabelasını uzaktan görüyorum.
"Yok yok, bu sıcakta o yokuşlar çıkılmaz. Turgutreis'ten sonra, Kadıkalesi üzerinden giderim Gümüşlük'e." diye düşünsem de düşüncelerimle yaptıklarım birbirini tutmuyor.


Çoktan daldım bile Gümüşlük yoluna..



Böyle oluyor işte tek başına olunca.



Ön teker nereye, ben oraya.



Önünden geçip, geri dönüyorum burayı fotoğraflamak için.



Antrenman turu, gezi turuna dönüyor o andan itibaren.



Güzel şeyler var burada.



Satılık ev.
Sanki bir saray.



Tam karşısında mütevazi bir köy evi.



Elbette bunu tercih ederim.



Kabakçılara geldik.



Sadece kabak satarlardı eskiden.



Şimdiyse her türlü hediyelik eşya var.



Bol çeşit.



Geçerken bu evi farkediyorum.



Geçtikten sonra da basıyorum deklanşöre ama..



Merakımı gidermek için geri dönüyorum.



Bu eski kahvedekilere soruyorum; "Eski bir ev midir bu?"
"Yok canım ne eskisi, bu kahve eski ama." diyorlar.
1957 de yapılmış. Yani tam 57 yıl önce.
O zaman da kahvehane imiş.
Hala eski sahipleri işletiyor bu köy kahvesini.

"Şu karşıki yamaçta 100 yıllık bir ev var görmek istersen." deyip bana yolu tarif ediyorlar.



3 dk sonra evin yanındayım.



Bisikletimi park edip..



Fotoğraflarla belgelemeye gidiyorum bu 100 yıllık eski kule evi.





Kapısı da var ama artık kimse yaşamıyor içinde.



Çevresinde de terk edilmiş evler var.



Hepsinin tavanı çökmüş.



İçinde yaşanmayınca oluşan rutubet bu çökmeye neden olurmuş.



Çok arayacağız bu evleri..





İçinde başka bir yaşam oluşmuş.
Komşunun tavuğu da buralarda gezinip duru.



Benden korkup, pencereden uçup gitti.













Girdiğim kapıdan çıkıp gidiyorum, kafam karmakarışık düşüncelerle dolu olarak..



Sadık dostum beni bekliyor; "Hadi gidelim NeO, işimiz var."



Yolda bir güzellik..



Kabakçının hediyelik eşya bölümünde bir beyaz bisiklet.



Yeniden 57 yıllık köy kahvesine dönüp bir çay söylüyorum.



Her zaman olduğu gibi siyaset konuşuluyor.



Bu fotoğraf albümünü Fransız bir hanım yapmış.
Köyün insanlarını fotoğraflayıp bu çerçevede bir araya getirmiş.



Bir de köyün eski halinin fotoğrafı var 3 tane Atatürk fotoğrafından başka.



"Her geçişimde sizin bir çayınızı içmeden yoluma devam etmem bundan sonra gari." deyip ayrılıyorum.



Bu güzel köyün adı Dereköy.
Bu da incir evi.
İçinde kocaman bir incir yaşıyor.



Değirmenlerin yokuşuna tırmanmaya başlamadan bu kuşları görüyorum.



Yolun karşısındaki kümesin de sahibi olan imalatçısına soruyorum, 25-35 tl arası fiyatları.



Bu %10 eğimli yokuşun ardında Gümüşlük var.



Yokuşun sonunda bir çöp köyü.



Çöp köyüne çok yakın olan buraya bir içme suyu tesisi yapmak kimin fikri?
Burada yazıyor.



Buradan aşağı Gümüşlük.



Gümüşlük belediyesi önünden geçen gölgeli yol.



Gümüşlük sahiline doğru bisikletle gitmek yasak.
Hadi ordan!



Bir bisiklet sevdalısı da burada yaşıyor.



Plajları koru, bisikleti yasakla.
Oldu canım!



Çay bahçesi kalabalık.



Yine de kendime bir yer buluyorum.



Cevizli ay çöreğimin yanına bol limonlu bir çay istiyorum ama bırak bolu, limon yokmuş.
Ben de bakkaldan bir limon alıp, limon bolluğu yaratıyorum masamda.



Kadıkalesi'den Turgutreis'e doğru..
Tepeler boş kalmış arkadaşlar, oralara da ev yapın.



Turgutreis'te Aysel'in tezgahına uğruyorum ama sadece bu bey açmış tezgahını.
Aysel'i görmek kısmet değilmiş.



İskelede deniz kokusu..



Gençlerin coşkusu..
"Mekanımız Turgutreis" diyorlar.









Turgutreis çok ucuz; Canlı Müzik + Çipura + Salata 10 tl.



Akşama sahne var, artık geri dönme zamanı.
Antrenman havasına geri dönüyorum.



Ortakent'i geçince yolu işgal eden esnaf yüzünden..



Emniyet şeridi bulamayanlar yoldan yürüyorlar.



Eve 100 m kala Erol'a rastlıyorum.
Bisikletini tamirciye götürüyormuş.
Gel diyorum, sana Atölye NeO'yu göstereyim.

Bisikletinin bir iki sorunu varmış.
Halledeceğiz.



..

.





2 yorum:

TheBestBrothers dedi ki...

Süper Nezih Abi Valla Çok Üşenirim ben Okumaya Ama Bu Yazıyı Çook Beğenerek Okudum Valla Helal


Bu Arada Ben Ali :)

Orhan Odyakmaz dedi ki...

Valla bravo Nezih. Herkes "bu sıcakta" bahanesiyle burnunu çıkarmaya üşenirken, örnek olmuşsun. Nezih'ten ilham alın, hiç bir şeye "üşenmeyin"...