4 Mart 2014 Salı

Bodrum korsanları

Fatih, İstanbul'dan döndü.
Güneş yeniden yüzünü gösterdi.
Bitimiz kanlandı ve sokağa attık kendimizi.



Bisiklet fuarından, korsan beşlisine hediye almış Fatih.
Emin'e.


Kendine,


Pınar'a yok.
O hem korsan beşlisinden değil, hem de onun güzelliğini örtmenin alemi yok..


Bu kim?


Bana da almış.
Ben de korsanım değil mi ya..


Artık GPS ile gittiğimiz yerleri belirleyebileceğiz.
Sağlam bir pil almış telefonuna, tur boyunca bitmeyecek.
Teknolojide nambırvanız gari.


Çaylarımızı yudumladık..


Sohbetin dibine vurduk, özellikle ekolojik yaşam konusunda Pınar'ın bize aktardıkları şahaneydi.


Kumbahçe'ye gidip Ayşe'yi de yanımıza alarak korsan Bahar'ı evinde ziyaret ettik.


Çalışıyorum deyip bizi içeri almak istemedi ama Füsun onu ikna etti; "Kahve içerler giderler, merak etme." diyerek.


Bizim de niyetimiz budur zaten, kahve içip, ona korsan bafını verip gitmek.


Çok işi var bu sıra, çalışsın da para kazansın kızcağız.


Bak, Ayşe' de hediyesini taktı.
Herkesin bir buff takınma tarzı var.

Çaylar, kahveler ve yanında bilimum tıkınmalardan sonra pedallama kıpraşımız başladı.


Şu yediklerimizi yakalım, sonra yine yer içer tıkınırız diye kalkıvedik.


Kalanlar, arkamızdan dedikodumuzu mu yaparlar, konken mi oynarlar, ruhani konular üzerinde mi tartışılar bilemeyiz.
Bu kadın kısmısı yanlarında erkek olmayınca buna benzer şeyler yapıyorlarmış diye duydum.


Biz, kızlı-erkekli pedallamaya gidiyoruz.
Kıskananlar çatlasın.


3 adet, çatlama öncesi dünyasal varlık görülüyor balkonda.


Bu hayvan kısmısı da böyle sürekli yiyor.


Biz hiç olmazsa pedallarken yemiyoruz.


Pedallarken ancak fotoğraf çekebiliyoruz.


Bir de durunca fotoğraf çekmelerimiz debreşiveriyor.


Zaten aramızda sağlam fotoğrafçılar var.
Biri de Fatih.
Koca koca makineleri var ama onları bisikletin tepesinde taşıyamıyor.
O da kompakt makinesizliğe dayanamayıp yakında bir tane edinir.


Fotoğraf çekmeyince, duraklamalarda ne yapacağını bilemez insan.


Ben hiç öyle bir duruma düşmek istemem.


Baksanıza, ne anlamı var şimdi bu hareketin?


Oysa fotoğraf makinesi olan hemen nişan alıp ateş ediyor ortalığa.


İyi bir meşguliyet bu.
Yoksa ona buna sarar insan mazallah.


Bak, ne güzel manzara.


Gülersin tabi.


Pınar' da çeker ama Ayşe'nin makinesiyle.
Alsana kendine bir kompakt makine şekerim.
Hiç yoksa cep telefonunla çekiver.


Şuradan aşağıya inilir aslında tartışması.


Zor inerisiniz siz.
Az önce 1 basamaklı merdivenden inemediniz yahu.


Ayşe' de bu fotoğraf işini benim gibi abartanlardan.
Onun komutları var fazladan; "Yaklaşın biraz, şurada durun manzaraya doğru, bir dakika bir tane daha çekeceğim." gibi…!


Bense, basarım deklanşöre, hiç acımam.
Biri olmazsa,


.. diğeri olur nasılsa.



Gümbet sahilinde biraz daha eğlendik..


Sahildeki sert kumlarda sürdük.
Sonra Emin'i Mindos Kapısı'nda bırakıp Bodrum'a pedalladık.


Yolda Pınar'ı kaybettik.
Marina'nın önünde bakındık ama göremedik.
Hiç birimizde telefonu yokmuş meğer.


Kumbahçe'ye kadar pedallayalım, belki yetişir dedik.


Olmazsa bir çay içer dağılırız.


Zaten akşam olmakta artık.


Çarşının şimdilik tenha sokaklarından,


.. tatilciler gelmeden, henüz pedallayabiliyorken pedallayalım.


Leman'da sahile en yakın masaya kurulup..


Kaleye karşı bir akşam çayı iyi olur.


Bisiklet ve aksesuar konusu hiç bitmez.


Hey millet, bırakın artık şu çanta konusunu yahu.

Çayımızı içip, bundan sonraki rotamızın nereleri olabileceği konusunda bir sürü alternatifi değerlendirip evlere dağıldık.

Yine bisikletle ve bisikletsever arkadaşlarımla geçirdiğim şahane bir Bodrum günüydü.

Daha da güzel günlere…

Sevgiyle..


..

.

2 yorum:

Yelken dedi ki...

Buldun garibi geç dalganı! Varmı, becerebilirmisin demeyip vur kafama :-)

Nezih Öget dedi ki...

Emin'im garibim, şahane telefonunla çekebilirsin, korsanım tahta bacaklım.. :)