30 Ocak 2014 Perşembe

Penguenler de bizi görecek mi?

Ayşe, Fatih, Hacı, Seçkin, Küçük Ayşe, Emin, Bahar, Ayten, Sabahnur ve ben, 
10 kişi ile 10 numara tur yaptık.

Belki de  bana öyle gelmiştir, sıradan bir bisiklet turu diyebilirsiniz.
İzleyin o zaman.


Saat 10 da buluşalım dendi.
Buluştuk.
İşte Ayşe.


Boylu boyunca ben.


Ardından diğerleri de geldi.
Tıkıldık arabalara.


Doğru Boğaziçi köyüne.


Emin'in arkadaşının çiftliğine bırakacağız arabaları.


2+2+3+3=10 bisiklet 4 arabaya sürücüleriyle birlikte sığdı.


Şimdi arabaları boşaltma zamanı.


Arabaları boş durumda orada bıraktık ve hızla uzaklaştık.


30 Ocak, yanlış anlaşılmasın.


Bodrum'da kış biraz sert geçiyor.
Herkes, evlerin dışında yaşıyor.


Çatıya bile gerek yok.


Test ettik, olmasa da olur.


Pencere bile istemez.


Ayten, "Bu ev benim olsun başka bişey istemem." dedi.


Manzara bu.


Sola bakınca da bu.


Burası da bahçesi.


Hacı dikkatleri üzerine çekmeyi başarmış yine.
SPD ayakkabısının yararlarını anlatıp duru.


Bahar diyor ki; "Burası önceden kiliseymiş, sonra yıkıp meyhane yapmışlar."


Bence bu evden bi numara olmaz.


Baktık ki bi numara yok, devam edelim o zaman dedik.


Penguen görmeyi beklerken, karşımıza flamingo çıktı.
Hacı bizi kandırdı penguen göreceğiz diye.


O zaman ben de bu gezinin foto-piştisini Ayşe ile yaparım.
Ders olsun Hacı'ya..!


Ayşe ve Seçkin, penguen yoksa flamingo fotoğrafı çekelim deyip, bulduklarıyla yetiniyorlar.
Ah Hacı, yaktın bizi.


Ben de pelikan bulurum diye umuyordum ama o da yok.


Yine kaldık eski sandala yaslanmış bisiklet fotoğrafına.


Ya da yaz bitince terkedilen sandal pozuna.


İyi ki dostlarımız var.


Onların güzelliklerini yansıtırız biz de sizlere..


Her yerde sevgi delisi köpüş bulmak zorunda mıyız?


Denizden gelen kız.
Az önce kuyruğunu denizde bıraktı.


Bisiklet doktoru Hacı resulullah, iki okuyup üflüyor yine hastayı iyi ediyor.


Sevgi pıtırcıkları, Seçkin ve Ayşe.


Bu ev hanımı da çamaşırlardan süzülenlerle çiçekleri  suluyor.
O da iyiymiş.



Boğaziçi kedisi.


Ye iç tıkın saati.


En sevdiğimiz saat.



Sürekli didişiriz ama çok severiz birbirimizi.


Bu adam her tura lazım, bisiklet tamir eder, bahçesinden mandalinalar getirir, her molada bizi fındık, fıstık, üzüm, incirle besler.
Hakkını ödemek zor.



Bu köy hayvan dostu.
Her yerde insanlara yaklaşan kuş, kedi, köpek, martı bir sürü hayvan var.
Timsah bile olduğu rivayet ediliyor.


Bisikletimin lastiğine bile kondular.
Sanırım bir de talih şeysi bıraktı oraya.


Köyümüzün sakin insanları.


Mutlu balıkçı ve kedileri.



Canlı balıkla besleniyorlar.


.. ve sevgiyle.


Bu kahveyi çok seviyorum.


Çok samimi insanlar işletiyor burayı.


Hava 20 derede.
Oooh misss.


Neredeyse kafamıza konacaklar.


Bir kaç fotoğraf için dolaşayım.



Sanırım Şanslı Reis demek istiyor.


Yeniden pedallar çalışıyor.


Mutlu pedalcı Ayten.



Bir de bu tarafa gidelim.


Bakalım ne varmış.


Koyunlar varmış.


Heryerde hayvanlar.
Ne mutlu.


Ben böyle kış görmedim arkadaş.


Eflatun gelincik bile var.


Rüya gibi.


Kısa kollu mu?
30 Ocakta..!


O tarafta yol bitti, geri döndük.


Biz de başka yerlere pedallarız.


Serseri mayın gibi takılıyoruz.


Bir de bu tarafa bakalım.


Sanki bahar sarhoşu gibiyiz.


Plansız programsız.


Kimseden itiraz yok.


Tek itirazı olan bu kuçu.
Giderken  de havlamıştı.


Onu duyan bunlarda geldi gaza..
Hav hav da hav hav.


Ama böyle usluları da yok değil hani.


Bir de tv at şuraya, oldu oturma odası.


Bisikletçinin hası bunlar bee..


Kuş bakışı.


Bu da benim kuşa bakışım.


Bilin bakalım nereye gidiyoruz.


Bilemediniz di mi.


Üç tepeye..


Şaka şaka, Dörttepe'ye geldik bile.


Hemen masamız hazırlandı.


Çaylar, sodalar, kahveler ve daha neler neler...


Küçük Ayşe'nin aklından şu geçiyor olabilir; "Bu amcaya amca mı desem, Nezih abi mi yoksa dede mi bilemedim. Neyse, başka tarafa bakıyorken çikolatasından bir tane daha alayım."


Nasıl bir mizansendir anlamadım.
Anlayan beri gelsin.


Şimdi nereye gidiyoruz?


Tabi ki Meşelik köyüne.
Hurdacı, dilenci ve seyyar satıcı olmadığımıza göre bir sorun çıkmaz.


Küçük bir yokuşumuz var.
Bu turda kimse inip yokuşta yürümedi.
Bu da tarihe böyle geçti işte.


Bu yol ayrımlarında kafamız çok karışıyor.
Önceden plan yapmak daha iyi galiba.


2 kişi daha var gelecek, onları bekliyoruz.


Burada da bir işler dönüyor onu da anlamadım.
Anlamama günü benim için.



Sabahnur, bahar başına vurdu onun.
Bu yüzden başına buz bastırıyor arada.


Tamam gidiyoruz işte.


Değirmenlerin yanından Bargilya'ya.
Yakında sadece bu değirmenlerle yetinmek zorunda kalabiliriz.
Demedi demeyin.


Havalimanına gitsek daha çok var ama bizim 2 km yolumuz kaldı arabalarımıza varmak için.


Bir klasik foto.


İşte bu gezinin de sonuna geldik.


Herkes çok mutlu ve hafif güneş yanıklı.


Bu maceradaki tüm isimler doğru ama bazı hikayeler uydurmadır.


Bu da size yazarın hediyesi olsun.


Gezi bitti diye mi yoksa geziye gitti diye mi mutlu?

Sevgi tepenizden baksın.

4 yorum:

Adsız dedi ki...

Herkes de bize imrenip durur mutlaka :-) Ama bilmezler ki bizler ÖLMÜŞÜZ; Cennette yaşıyoruz...

Nezih Öget dedi ki...

Adsız yorum olunca nasıl hitab edeceğimi bilemedim ama bu laf cuk oturdu bu geziye.

Ahmet HIDIR dedi ki...

Çok güzel bir gezi olmuş......Gezip gören sağlıklı yaşayan sizleri kutluyorum....Darası başımıza...........Selamlar sevgiler

gulin dedi ki...

bu blog, geziler, fotorgaflar ve yazilar o kadar guzelki, artik yakin planda ne yapacagimi biliyorum, tesekkurler.