18 Kasım 2014 Salı

Vites Kulağı

18 Kasım 2014
Salı
Dün gece, gece yarısına doğru, ani bir kararla, BBK sayfasında bir etkinlik açtım.
Çamlık Turu

Uzun süredir bisiklet turları yapamamanın getirdiği açlıkla,
son günlerde her yere gidesim var.



10.50 de evden çıktım. 



Uyku mahmurluğu ile güneşe bakamama durumu.



Belediye Meydanı'nda 11.00 e kadar bekledim.



Kimisi İstanbul'a gitmiş, kiminin geç haberi olmuştur.
Ben tek başımayım anlaşılan.



Bu sefer Kademe tarafından çıkıyorum.
Dizlerimde sızılar.. Devam...



Güzel ev yapmak da mümkün.



Kızılağaç sapağından döndükten sonra Çamlık 14 km.
Yalıçiftlik'ten 2 km daha az mesafede yani.
Düşün..! :)
Tamamı yokuş, o ayrı mesele.



Eski dolmuşlardan.



Araba sevmem ama bu benim olsa hayır da demem doğrusu.



Yol kenarı güzelleri.



Fotoğraf bahanesiyle biraz dinlenmece.



Esin, Mangalcı'dan tura katılmak üzere yanımdan geçerken.
Seni de alayım diyor ama yiğitliğe b.k sürdürmeyip, ben kendim gelirim deyip duru.



Çamlık yoluna sapmadan bakkaldan alış-veriş.



Esin, çalan Telefon üzerine duruyor.
İyi gidiyor doğrusu..



Ormanın içinden bir güzellik yaklaşıyor bize doğru.



Arka ayağına diken batmış olabilir.
Bakıp inceleseydim keşke diyorum şimdi.



Bana kendini sevdirdikten sonra, biraz da Esin'e sırnaşıyor



Köpek mıncıklama seansından sonra yola devam..



Esin 1 yıl önce bu rotada, tam da burada pes etmişti..



Bir o kadar yokuş daha çıktıktan sonra mola veriyoruz bu sefer.
Bravo Esin, çok iyi gidiyorsun.
Sürekli bisiklet kullanmanın sonunda bu performans çıkıyor ortaya işte...



Durduğumuz yerin adı bu.
"Meneş Çukuru"



Ben de yorulmuşum biraz.
10 dk kadar sohbet ediyoruz.



Sonraki durağımız "Kocasarnıç"



Bir iki fotoğraf çekimi kadar duraklayıp..



Yeniden vuruyoruz yokuşa.



Güneş ve yokuş ikilisi terletti valla.



Dik yokuşların sonu.
Bundan sonrası yumuşak "bayırcıklar" Emrah'ın deyimiyle.



Sağ bacak kaslarım gelişmeye başladı.



Büyük yokuşları bitirip, yolun son 4 km sine girdiğimiz anda..



Arka vites aktarıcısını kadroya bağlayan kulak kırılıyor.
Jant tellerine takılan vites, beni neredeyse düşürüyordu.
Çok hızlı olmadığım için çabucak durabiliyorum.
Bu sefer şanslıyım.



Düşmedim ama yola devam etmem imkansız bu durumda.

Yapacak tek şey, Esin'in Mangalcı'da parkettiği arabasına dönüp, gelip beni alması.



Nasılsa hep iniş, kolayca halleder bu işi.
Ben de yolun kenarına oturup, bu güzel doğanın tadını çıkarırım.



Yanımda 1 poğaça ve şahane bir Danimarka çikolatası var.
Daha ne olsun.



Daha poğaçamın yarısına gelmiştim ki bülbül seslerinin arasında köpek havlamaları duydum.
Biraz geride kalan bir evin koruyucu köpekleri, varlığımı hissedip huzursuz olmuşlar.
Kafamı uzatıp bakınca ben de onları gördüm.
Önce yaklaşmaya niyetleri yoktu ama sonra yavaş yavaş bana doğru gelmeye başladılar.
Durup, havlayıp, beni bulunduğum yerden uzaklaştırmak istiyorlar ama benim uzaklaşabilecek bir durumum yok. Çaresiz bekleyeceğim.
Ne olur ne olmaz diye taş ve sopa edinmek için sağa sola bakındım ama yakınlarımda işe yarar birşey bulamadım.
Köpeklerden biri yola kadar indi ve durup havlayıp 3-5 adım atıp, tekrar havlayıp bana gözdağı vermeye çalışıyor.
Elimdeki yarım poğaçayı silah olarak kullanmaya karar verdim.
Köpek yaklaştıkça hareketlerini daha iyi gördüm.
Bir yandan havlarken bir yandan da kuyruğunu sallıyor.
Anlaşıldı, gel bakim sen buraya diye seslendim.
Kuyruk daha da çok sallanmaya başladı ama bir yandan da havlamayı ihmal etmiyor.
İyice yaklaşınca poğaçadan bir parça  koparıp önüne attım.
Direk yumuldu, yuttu ve tekrar bana dönüp kuyruğunu koparacak gibi sallamaya başladı.
Kalan parçayı da attım önüne, onu da 2 lokmada yuttu ve yanıma yanaştı.



Biz artık dost olduk.



Sanki 2 ayrı köpeğin birleşmesi gibi, kafa ayrı beden ayrı desende.



Çok şeker yaa..



Biraz da çikolatadan verdim, sonunda böyle bir duruma geçtik.



Yine huzura döndük.



Ayaklarımın dibinden geçip çalıların arasında yiyecek bir şeyler aradı.



Ne olduğunu göremedim ama küçük bir parça yiyeceği anında mideye gönderdi.



Sonra yine dibime geldi.
Koklaştık, oynaştık ve zamanın nasıl geçtiğini anlamadık.



Gittikten 37 dk sonra Esin geri döndü.
1 saatte çıktığımız yokuştan 18 dk da geri dönmüş.
Pek bir mutluydu.



Kahverengi kafalı siyah beyaz kuçuyu orada bırakıp Çamlık köyüne yöneldik.



4 km yolumuz kalmış, uğramadan olmaz.



Zıp Zıp Kafe'nin önüne park ettik.



Bir de Zıp Zıp Hatırası.
Bir insan bu kadar mı şapşal çıkar yaa..



Kimseler yok..
Huzurlu ortam.



...



Tost yiyecektik ama kuru fasulye pilav olduğunu öğrenince anında çark ettik.
Genelde yemek fotoğrafı paylaşmam ama bu çok özel.
Tavsiye ediyoruz efems.



Karnımızı da doyurduk, artık dönebiliriz.

Arızasız, kazasız, mutlu neşeli geziler diliyorum.



..

.





1 yorum:

Recep yazıcı dedi ki...

Nezih Abi'm harika anlatım ve duygular pedalına kuvvet diliyor yazılarının devamını bekliyorum....