15 Mart 2014 Cumartesi

Çiçekler Hale'ye...

Ayşe gelmeden Korsan Tur yapılmazmış.
Peki öyleyse..
Ayşe geldi, "Hadi".

Evet, sihirli kelime "Hadi."
Bu kelime ancak hava çok güzel olursa kullanılır genelde ve bir kere ağızdan çıktı mı geri dönüşü olmayan ok gibi yaydan fırlar.



"Hadi" dedik ve sabahında buluştuk.



Bodrum'da buluştuk Bahar, Emin, Fatih ve ben.
Güvercinlik'te bizi bekleyen Ayşe'ye katıldık 20 dk sonra.



Ayşe, İstanbul'dan Korsan aksesuarı korsan armalı ve ışıklı şapkalar getirmiş bize.
Süper faydalı bir alet.
Teşekkürler şeker Ayşe, yokuşların sultanı...


Deli miyiz?
Evet.


Ben öyle uzun uzun oturamam.



Kahvaltısını yapmayan Fatih ve Bahar bir şeyler tıkınırken,



.. ben de foto safari turuna çıktım.



Güvercinlik aslında bu kadar bir balıkçı kasabası kış aylarında ama yazın öyle değil.



Yaz gelince burada iğne atsan yere düşene kadar güz olur.



"Hadi" dedim ve yola çıktık.
İşte Bafa Gölü.


Didim sapağına arabaları bıraktık.



Ayaklarımıza dolanan bu şebeleği..


.. patisinden tutup, ayağa kaldırıp,


.. biraz da mıncıkladıktan sonra, arkadaşının da gönlünü alıp "Hadi" dedim.



Yola çıkmadan belde sakinlerinin minnet duygularının sorumluluğunu alıveriyoruz.
Tamam, kirletmeyeceğiz.!



Sonunda pedallama başladı.



Hemen ardından duraklamalar da başladı.



"Ayyy ne güzel yerler buraları." şeklinde nidalarla, her gördüğümüze fotoğraf makinelerimizle ateş etmeye başladık.



Hızımızı alamayıp, bisiklet sürerken de ateşe devam ettik.



Kuruyan okaliptus ağaçlarına,



Taaa ilerideki ineklere,



Su papatyalarına,



..hatta birbirimize bile ateş etmeye devam ettik.



Hiç bir şey bulamazsak, boşluğa bile…



Az daha arka tekerime bile ateş ediyordum, sıyırdı geçti.



İşte inekler..
Her yerdeler zaten onlar..
O kadar çoklar ki onlarsız fotoğraf karesi yakalamak için zorlanıyoruz.



İşte onlarsızlardan biri, Emin'li fotoğraf karesi.



Hazır inek yokken kendimi de çekeyim.



Aman da BeBeK'imi de...


BeBeK'im ve diğerleri...


BeBeK'imin yeni çantası ve onlar.
Şu cırtların fazlasını kesseymişim keşke.



İşte Serçin göründü.



Yine inekler..



Üzerinde bulunduğumuz yolun bir tarafı Bafa gölü,



Diğer tarafında tarlalar var.
Aslında her iki tarafında var tarlalar ama Bafa gölü yükselince sadece sol taraftakiler kullanılabiliyor.
Şimdi biraz azalmış suyu ama bundan 20 yıl önce büyük bir kuraklık yaşanmış ve göl neredeyse yarısına kadar kurumuş, derin yerleri hariç.



Köyün meydanında 3 tane kahve var.



Duvarlarda askere gidenlerin yazdığı nağmelerden kalanlar.



Biz, bina olarak fazla değiştirilmemiş olan ve daha fazla güneş gören kahveye oturup çaylarımızı söylüyoruz.
Gelirseniz neskafe içmeyin, yapmayı beceremiyorlar.
Çay için, harika.



Seçim öncesi, oldukça hareketli meydan.



Küçük bir köy ne kadar hareketli olursa o kadar hareketli elbette.



Eski evlerin olduğu sokaklar neredeyse boş.



Çocuklar okulda..



Kadınlar nerede bilmiyorum ama erkeklerin çoğu kahvede okey oynuyorlar.



Ben kahvenin içine, duvarlardaki bu yazıların fotoğrafını çekmek için girince gördüm,



Köyün erkeklerinin çoğu burada.



Her masa dolu.



her masada okey oynanıyor.



Ben de onlara "Şeytanınız bol olsun" dileklerimi sunuyorum bu fotoğrafları çekerken.



Hiç olmazsa sigara içmiyorlar içeride.



Bafa'nın çevresi genel olarak "Tabiat Parkı" niteliğinde.
Burada çok fazla kuş var ve köylüler genelde bunları koruma yolundalar.
Sadece salı ve perşembe günleri avlanabiliyorlar.
Çok saçma elbette.
Hem "Burası kuş cenneti" de, ki öyle diyorlar, hem de onları haftanın iki günü patır patır öldür.
"Yuh" diyorum.
Bu kadar salaklık olmaz.
Direklerin tepesine leylekler yuva yapsın diye yer yapmışlar üşenmeden ama haftada iki günü de onları öldürmeye ayırmışlar.
Dayanamayıp bir kere daha "Yuh" diyorum.
.. ve salak olduklarını yineliyorum.



Bu salaklıkların yaşandığı köyde bakalım daha başka neler varmış…



İnek.
Her yerde onlardan var ve burası Hindistan gibi.



"Teyze, nasılsın? İyi misin?" diye soruyorum.
Bana, ineği gösterip bir şeyler geveliyor ağzında.
Bunların derdi zoru inek.



Fazla bozulmamış bir mimarisi var ama her köyümüz gibi burası da düzensiz.



Bu kadar olumsuz cümle kurduğuma bakmayın, çok mutluyuz burada olmaktan.



Diyorum ya, sanki Hindistan'da gibiyiz.



Köyün çıkışına yönelip,



Kışla köyüne gitmeye niyetliyiz.



Aa, sandal..!



Hadi, gidip bakalım, nasıl bir şeymiş bu sandal..!



İyi bir şey olsa gerek çünkü bir sürü var.



Türlüsü, eskisi, yenisi..


İşte kuşlar..




Flamingolar, akbalıkçıllar, pelikan, melikan filan işte..



Hacı aklımıza geliyor her flamingo görüşümüzde..



Penguen mi demiştiniz?



Bu flamingoların mantarlısı güzel oluyormuş.
Mantarlı flamingon.



Serçin ardımızda,



Katırtırnakları solumuzda, bisikletimiz altımızda..



Benim ki aşağıda kaldı..
"Bekle BeBeK, geliyom gari.
Sen de iki fotoğraf çekindirmiyon yaa.."



Seçin-Kışla arası 15 km var.
Hem de asfalt.
Hem de çok yeni.
Geçen sene gelseydik traktörlerin oyduğu toprak yollarda, belki de çamurda yol almak zorunda kalacaktık.
Birileri de kalkıp teknolojinin kötü bir şey olduğunu söylüyor ya..
Vay yobaz kaçıklar vay.



Tarihçimiz Fatih, her kalıntı hakkında bizi bilgilendiriyor.
"Bu, olsa olsa değirmendir."



Güzel, işte bir değirmen kalıntısı.



Evet, başka ne olabilir ki?



"Durun, ben şuna biraz yakından bakayım." diyor Fatih.



"Durun yahu, bu değirmen filan değil, olsa olsa gözetleme kulesidir."



Emir; "Bi karar ver Fatihcim yaa.."



Bak, bunda kimsenin yanılması imkansız.
Bu kesinlikle bir çeşme.
Üstünde yazıyor zira.
"Yol üstünde çeşme.
Suyunu içmeden geçme."



Onlar içti ama ben kendi suyumdan içtim.
Zaten orada da öyle yazmış;
"Suyunu içmeden geçme."
Suyumu içtim, geçebilirim artık.



Böyle zırvalarımız olmasa yollar bitmez.
İşte Kışla.



Kışla'nın eski evleri.



Kışla deyince ben de askeri bir yer buluruz sanmıştım ama öyle değilmiş.



Burada sadece kışlarını geçirip,



.. kışlarlarmış buranın sakinleri.



O yüzden de adı; "Kışla".



Biz burada köfte möfte yeriz diye umuyorduk..



Terk edilmiş gibi görünen bir köy ve sandalları bulduk sadece.



Aç kaldık BeBeK.



Kış ayındayız.
Mart 14.



Burada yazın bile kalınmaz mesela.



Burada ise bir motosikletli var.



Çok küçük evler var genelde.



Çok küçük.



Bunlar büyük ev yapmayı bilmiyorlar.
Daha çok yer gerekirse, daha çok evi yan yana yapıyorlar, oluyor.



Yol yapmayı da bilmiyorlar.
Bu yolun sonunda neredeyse sıkışıp kalıyordum.



Oysa bir sürü yerleri var.



Yolda gördüğümüz insanlar evlerine gelmişler.



Bizi aç bilaç görünce, halimize acıyıp misafir ettiler.



Su verdiler, çay demlediler.



Onların yediğinden artan simitleri de bize verdiler, sağolsunlar.
Güzel sohbetlerini de esirgemediler bu gurbet ellerde.
"Yiyin, yiyin, siz yabancı sayılmazsınız."
O zaman anladık ki önce bizi yabancı sanmışlar,
Türk olduğumuzu anlayınca, böyle iyi davranmışlar.
Ne mutlu Türküm diyene.



Mutlu ve gururlu ayrılıyoruz yanlarından
Gümbet'te köfteci dükkanları varmış.
Tam giderken bunu söylediler iyi mi?
"Oraya gelirseniz köftemizi yersiniz."
Gelmiyeceğiz işte.!



Ardımıza bakmadan,



Var gücümüzle pedallıyor,



Koşar pedallarla ayrılıyoruz bu tuhaf köyden.



Yolda yavru ineklerin beslenme saatine denk geliyoruz.



Anaları bütün gün tıkındılar,



Yavruları ancak akıllarına geldi zaar.



Dönüşte fotoğraf çekmek için durma zahmetine girmeden, 



..sürpedal fotoğraf çekimleri yapıyoruz.
Yavru ineklerin beslenme fotoğraflarını bile böyle çektim.
İster inan, ister inanma.



Dedik ki; "Hale gelemedi, biz ona buraları götürelim."
Ama nasıl?
Yolda çiçek toplayalım, köyden de bir sepet alırız, içine koyarız.
Bayılır.
Ama köyde sepet yok.
Biz de 2-3 poşet aldık.
Daha sonra topladığımız çiçekleri Milas'tan alacağımız bir sepete koyacağız.
Umarım.



Köyün tek bisikletlisi bu delikanlı.
O da bize pek yüz vermedi zaten.



Yine okaliptus ağaçlı yoldayız.



Şahane bir günün ardından..
Solda ben, sağda BeBeK.



Bahar,Emin ve Ayşe de geliyorlar mı ne?



Bahar,



Emin,



Solda Fatih ve Ayşe (sağda).


Tek tük de olsa buradan da araba geçiyor.



Yolda sadece kır çiçekleri toplamak için durduk ve topladık da.



Hep beraber topladık.



Artık dönüş hazırlıkları.
Pisletler yüklensin…



Çiçekler Hale'ye…

Sevgiler hepinize…



..

.





2 yorum:

Adsız dedi ki...

Nezih hocam,selamlar.İletişimsiz olmamızdan ötürü,Didim dalyanda buluşup tanışma, birlikte pedallama fırsatını kaçırdık.Üzüldüm.Bizde saat 9.30 gibi dalyandan geçtik,Bağarası köyünden Söke yapıp döndük.Sizinle karşılaşıp birlikte tur yapmamız ne güzel olurdu.Kısmetse başka zaman,İnşaallah.Buralara gelirseniz haberimiz olsun.Biz bodruma gelmeye niyet edersek önceden sizleri haberdar etmek isteriz.Harika bir tur yapmışsınız.Güzel kırçiçekleri toplamışsınız.Fotoğraf makinesi ile yaptığınız atışlardan biz de isabet almış olsaydık,kısmet değilmiş.Bu arada çok güzel atış yaptığınızı ve bloğunuzda gezi anlatımınız da çok akışkan ve espirili,zekice.Görüşmek umudu ile,herkese selamlar.Ahmet Kanşay

Nezih Öget dedi ki...

Ahmet bey, ani bir kararla toplanıldı. Bir gün öncesinde BBK facebook sayfasında duyurumuzu yaptık ama haberiniz olmamış malesef.

Yakın zamanda, Didim-Bafa turu yapmayı planlıyoruz.
Birlikte pedallamamız mümkün.. :)