2 Şubat 2014 Pazar

Stratonikeia

06:10
Saat zırladı.
Gözlerimi açtım, hava zifiri karanlık.
10 dk debelendim yatakta, sonra fırladım.
Çay yapmaya üşenip kahve ile kahvaltı yaptım ki hiç yapmam.
Çaysız kahvaltı da neymiş.
Ama bu sabah öyle oldu.
Belki de iyi oldu, çabuk adapte oldum hayata.



Evden çıkıp Mindos Kavşağı'na varmamla saat 07:00 oluverdi.


Buluşma yerine gelen ikinci kişiydim.


Ardından birer ikişer gelmeye başladı arkadaşlar.


Küçük Ayşe ve babası Seçkin.


Toplam 16 bisikletli olduk.


Belediyenin kamyoneti,


Yıldıray'ın minibüsü ve otobüse 43 bisiklet sığdırma telaşı.


Otobüsün bagajı  ancak 12 bisiklet alabildi.


Diğer arabalara da diğer bisikletleri sığdırmak zorladı bizi.




Sonunda yükleme işlemi sona erdi.


Ver elini Stratonikeia.


Yola çıkmak herkese iyi geldi.


Espriler havada uçuşup, çarpışıp, gülücüklere dönüştü.


Simitler, poğaçalar, kekler paylaşıldı.
Çay bile vardı.


80 km lik yol bitiverdi.
Stratonikeia'nın köpüşleri kalan simitleri geri çevirmediler.


Bisikletler bagajlardan çıkarıldı.


Sahiplerini buldu.


Tekerlekleri takıldı.


Ayarları yapıldı.


Deneme sürüşleriyle kontrol edildi.


Bu köpüş 2 ay önce buraya bir deri bir kemik kalinde gelmiş.
Şimdi bu düzelmiş hali.
Umarız bir dahaki gelişimizde daha sağlıklı olarak görürüz onu.


Ekip biraz yavaş..


Ben de bu fırsattan yararlanıp tiyatroyu fotoğraflamaya gidiyorum.



Kimse olmadan buranın sakin hali hoşuma gidiyor.
Böyle diyorum, çünkü buraya üçüncü gelişim bu.




Sporium diye bilinen kalıntıların olduğu yerde toplu fotoğraf için hazırlık yaparken buluyorum arkadaşları.


Ben de aralarına karışıveriyorum.


Sonra da "Eller havaya." fotoğrafımı çekiyorum.


Onlar, rehber eşliğinde turistik gezi yaparken, ben de fotoğraf turuna çıkıyorum.



Bu evlerde kimbilir neler yaşandı.


Birçok medeniyetin son konukları, Yatağan termik santralı ve kömür işletmelerinin zehirli ve tozlu havasından kaçarak terk ettiler burayı.


Son kalan 3-5 aile de burada çalıştıkları için kaldılar.


Ben de meydanı boş bulunca bizim küheylanla oyun alanına çevirdim burayı.


Bir de rahat dursa bu küheylan...


Sonunda onu sakinleştirip güzel bir fotoğraf alıyorum.



Herkes bisikletlerini girişteki kapalı bahçeye bıraktı.


Benim gibi buraya daha önce gelmiş çok az insan var aramızda.


Ben onlardan ayrı olarak fotoğraf turuma devam etmek için bisikletimi yanıma alıyorum.













Sanırım buradaki çalılar lastiğime zarar verdiler.
Belen kahvesine vardığımızda lastiğim janta kadar inmişti.
Tamir için çıkardığımda dış lastikten 6 tane diken çıkardım.










Biraz da çevre yollarda turlamaca.


















Artık termik santrala gitme zamanı geldi.


Muğla ve Marmaris'ten gelen bisikletçilerle en az 60 kişi olduk.


Pazar günü olduğu için trafik az ama yine de Trafik polisi yolu trafiğe kapattı bizim için.


Direnişe destek için buradayız.
Çünkü burası özelleştirilmeye çalışıyor
Oysa büyük emeklerle kurulup devlet tarafından işletilen karlı bir işletme.


Biz doğaya ve çevreye verdiği zararlara rağmen burada çalışan işçi kardeşlerimizi destekliyoruz.


Onlar davalarında haklılar.


Bazı arkadaşlarımız ise bu işletmeye tümden karşı.
Ben de öyle ama..


.. özelleştirmeye daha çok karşıyız.


Bu çirkin yönetim, ülkedeki hiç bir değere saygı duymayıp, talan ediyor ve leş kargaları gibi her şeyi yağmalıyor.
Sat-tır-ma-ya-ca-ğız.


Bu konuda bir farkındalık yaratmak ve gündemi belirlemek için desteğimizi vermeye çalıştık.


Artık pedallama zamanı.
Bu çevrede her ne kadar zararlı bir atmosfer varsa da çevrede görülesi ve içinde bulunulası bir çok yer de var.

Belen Kahvesi'ne  pedallarken fotoğraf makinemin pili bitiyor.

Maceramızın bundan sonraki bölümünü arkadaşlarımdan alacağım fotoğraflarla tamamlayacağım.

Ayşe Özalp'in fotoğraflarıyla tamamlamaya çalışacağım hikayeyi.
Ayşe Özalp'e teşekkürlerimi sunuyorum.


Pınarbaşı'nda mola. 
Şahane bir kahvaltı ettik ve sonrasında şımardım tabi.


Pınarbaşı molasından sonra bizi neyin beklediğini bilmiyorduk.
Belen Kahvesi'ne gidilecek yolu rehber eşliğinde gideceğiz.


Rehberlerimizin de bilmediği bir orman yoluna soktu bizi önden giden bir eskort araba.
Yokuş ve toprak yol sevenler için muhteşem ama bu yollara alışık olmayanlar için ızdırap olan bir yoldu burası.


Ben önden, büyük bir keyifle giderken arkada ne zorluklar yaşanmış oysaki.


Orman yolunun ortasında arkadan gelenleri bekleme kararı aldık.


Kimileri kamyonete doluşmuş, kimileri de kendi çabalarıyla ulaştılar buraya.


Daha bitmedi..


En zorlu yokuş da burasıydı, ekip burada döküldü.


Belen kahvesine 100m kala lastiklerden birinin patladığını farkettim.
Tamir etmeye çalıştık ama lastikten 6 tane diken çıkınca tamir etmek yerine yenisiyle değiştirdik.
Sonrasında kahvenin sobasında terden sırılsıklam olmuş giysilerimi kurutma çabası.


Mutlu son, Belen kahvesi içerek arkadaşlarımla poz vermek oldu.


Emrah, "Benden bu kadar, artık ne haliniz varsa görün." görüntüsü veriyor bu fotoğrafta ama turun sonuna kadar tüm bisikletlileri sırtında taşımış kadar oldu.
Büyüksün Emrah.


BBK ekibi ve yöreden eşlik edenlerle kalan son etabı zafer kazanmış yorgun savaşçılar gibi birbirimizi omuzlayarak bitirdik.

Bu gezideki yardımlaşma gözlerimi yaşarttı resmen.
Herkes dost, herkes kenetlenmiş ve bütünleşmişti.

Tura katılan tüm bisikletçi arkadaşlarımı ve destek olan herkesi gönülden kutluyorum.

İyi ki varsınız.


...

3 yorum:

Turkish Cowboy dedi ki...

Yüreğine sağlık.. Beline kuvvet.. (pislet anlamında!)

Nezih Öget dedi ki...

Sağol Cowboy..
Yüreğinin götürdüğü yere git, belini de yanında götür.. (pislet anlamında!)

Emrah TEZER dedi ki...

Okuduklarımın en güzeli, sürükleyici olanıydı.
Emeğine sağlık ;)